İstanbul... Kuşkusuz, hakkında sayısız kez yazılıp çizilmiş, edebi eserlere konu olmuş şehirlerden biridir ve bir metropol olmanın ötesinde; farklı medeniyetlerin izlerini taşıyan, kimliğini bu katmanlı yapı üzerinden kuran ve zamanla kendi sınırlarını aşarak, temsil ettiğinin ötesini ifade eden varlık haline gelmiştir. Kökleri ulu bir çınar gibi tarihin derinliklerine uzanırken her dönemi kavrar, gövdesinde ise gelip geçen, yaşayan ve ölen herkesten derin bir iz barındırır. Bu yüzden her çağ, her topluluk ona farklı bir adla seslenmiştir. “Lygos” da bu adlardan biridir.
Yunanca λύγος (lygos) kelimesinden türediği düşünülen bu isim, adını hayıt (vitex agnus-castus) bitkisinden alır. Antik dünyada bu bitki, hem bulunduğu coğrafyayı tanımlayan doğal bir unsur, hem de ritüel ve sembolik anlamlar taşıyan önemli bir öğe olarak öne çıkar. Bu nedenle “Lygos”, bitkisinin bölgede yaygın oluşuna bağlı olarak bir “yer” adı hâline gelmiş olması muhtemeldir ki bu yer, Byzantion’dan önce var olduğu öne sürülen erken bir yerleşimle ilişkilendirilir.
Tiyatro Lygos ekibinin sahneye koyduğu “Lygos Kuyusu” oyunu, İstanbul’un “Lygos” olarak anıldığı erken dönemlerden başlayarak farklı zaman kesitlerinde dolaşan bir anlatı olarak kurgulanmıştır. Oyun, şehrin kah Lygos, kah Byzantion, kah Osmanlı kimliğiyle var olduğu tarihsel süreç boyunca üst üste biriken ve çoğu zaman farkedilmeyen hikâyelerini, mitoloji ile mitopoetik kurgu arasında kurulmuş geçişken dille sahneye taşıyor.
Epizotlardan oluşan oyunda anlatı, Zeus’un İo’yu Hera’dan korumak için beyaz bir ineğe dönüştürmesi ve İo’nun, ona musallat olan bir at sineğinden kaçarken İstanbul Boğazı’ndan geçip Avrupa’nın sınırlarını çizdiği mit ile başlıyor. Ardından, tüm dünyanın kimliğini yeniden şekillendiren 1467 veba salgını ve bunun Konstantinopolis’e yansımasını konu alan bölüm geliyor; devamında, Bizans’ı derinden sarsan 557 depremi ve depremi önceden bildirdiğini öne sürensahtekar kahin çift Ponto ve Zabinne’nin hikayesi işleniyor. Oyun, 1660 yılında “Harik-i Galib” adıyla bilinen Büyük İstanbul Yangınının ard hikayesi ile sonlanıyor.
Her dönemde gerçek ve kurgu birbirine geçerek mitopoetik bir yapı oluşturuyor. Oyunun yazarı ve yönetmeni Hazal Kalfa Sevin, metindeki bu güçlü topografyayı inşa ederken, mitopoetik anlatı biçimiyle tarih ve efsanenin sınırlarını birbirine geçiriyor. İstanbul’un sokaklarına, dehlizlerine ve kuyularına gizlenmiş olası hikâyeleri kendi perspektifinden görünür kılıyor.
“Lygos Kuyusu”, modern bir sembolik tiyatro örneği olarak okunabilir. Sembolik tiyatro, gerçekliği birebir yansıtmak yerine sahne dekoru, kostüm, ışık ve renkleri birer metafor olarak kullanır; insan duygularını, fikirleri ve evrensel temaları doğrudan anlatmaz, semboller aracılığıyla deneyimletir. Karakterler ve eylemler çoğunlukla alegorik işlev taşır; seyirci, olayların kendisinden çok, sahnedeki derin anlamları ile algılar. Bu geleneğin öncülerinden Maurice Maeterlinck, sessizlik, gölge ve ışığı kullanarak insan varoluşunun gizemini, dramatik olaydan çok içsel dünyayı öne çıkaracak biçimde sahnelemiştir.
.jpg)
“Lygos Kuyusu”, bu geleneği, İstanbul’un kuytularına sıkışmış hikayeleri kurgulayan karanlık bir metinle beraber çalıştırarak sahneye taşıyor. Minimal sahne düzeni; tüller ve perdelerden oluşan cibinlikle oyuncuların kullandığı kumaş uzantıları, metni bedenler aracılığıyla uzatarak sahne ile oyunculuk arasındaki sınırları esnetiyor. Sahne gerisine yerleştirilen beyaz perdeler, bazı epizotlarda oyuncuların yalnızca ses ve gölgeyle performe ettiği tiratlar olarak oynanıyor; bu biçim izleyicide, konuşanın fiziksel varlığını, yani onun kimliğini gözardı ederek sözün kendisini ön plana çıkarıyor ve sözler, kim söylüyorsa söylesin, tekrarlanan ve ezberlenmiş kalıp ifadeleri temsil ediyor. Kostümler siyah ve beyaz karşıtlığı üzerinden tasarlanmış olup, oyun boyunca giriş, final ve epizot aralarında sahneye çıkan ve bazen rahip, bazen büyücü, bazen de bilge kimliğine bürünen tek siyah kostümlü karakterin (Yavuz Topoyan) aksine, diğer tüm karakterler baştan aşağı beyaz giysilerle sahnede performans sergiliyor. Siyah ve beyaz kostümler, minimal tasarımlar ve loş, soğuk ışık tonları, oyunun masalsı ve karanlık atmosferini güçlendiriyor, aynı zamanda karakterlerin prototipleşmesini, zamansızlığını ve tekrarın alegorik etkisini öne çıkarır.
Oyunculuk, grotesk ile natural üslubu bir araya getiren bir stratejiyle şekilleniyor. Üç erkek ve bir kadından oluşan ekip, birden fazla karaktere bürünürken beden dili ve performans biçimi her karakterin ruhuna göre yeniden kurgulanıyor.
Özellikle öne çıkan epizot, cezalı oldukları için yeraltında yaşamaya mahkum edilen sahte kahin çift Ponto ve Zabinne’nin hikâyesinin anlatıldığı epizot. Oyunun merkezine yakın bu bölüm, sarkastik dili ve ritmiyle oyunun temposunu yükseltiyor ve seyirciden reaksiyon alıyor. Ponto (OzanSevin)ileZabinne(DidemOygur)arasındakipaslaşmanınritmivekimyası dikkatçekiyor
Ancak bu yükselen tempoya rağmen oyun, İstanbul Yangını’na sebep olan Nadiye’nin dramatik hikayesiyle sona eriyor. Bu epizodun kronolojik zorunluluğu, temponun düşmesine ve seyircinin odağının dağılmasına yol açıyor. Kadın anlatısı, yazarın kadın deneyimine verdiği önemi ortaya koysa da, maalesef her gün haberlerde karşılaştığımız ve toplum olarak artık nasır tuttuğumuz bir konu; bu öğrenilmiş çaresizlik, sahnedeki karanlık dil ve oyunun genel atmosferiyle birleştiğinde, final seyircide beklenen dramatik etkiyi yaratamıyor. Belki oyuna eklenebilecek ek bir epizod, ritmi yüksek tutarak finalin hem tematik hem de dramatik açıdan daha güçlü bir etki bırakmasını sağlayabilir.
“Lygos Kuyusu”, özellikle İstanbul tarihinin satır aralarında dolaşmayı ve olasılıklar üzerinden kendi hikâyelerini keşfetmeyi isteyen izleyiciler için katmanlı bir deneyim sunuyor. Oyunun zihinsel etkisi uzun süre bellekte dolaşıyor. Oyun seyirciyi bir süreliğine de olsa derin bir kuyudan içeri girip kaybolma ve tarihin bilinmeyen bir ucundan çıarak günlük hayatın karmaşasından uzaklaşmaya davet ediyor. Tüm ekibin emeği ve yaratıcılığı, oyunun seyirci de hem görsel hem de zihinsel olarak bir deneyim yaşamasına vesile oluyor.
Oyunda emeği geçen isimler:
Yazar- Yönetmen: Hazal Sevin Kalfa
Yardımcı Yönetmen: Cem Sarp
Oyuncular:Didem Oygun, Ozan Sevin, Görkem Yankın, Yavuz Topoyan, Kostüm Tasarım: Hilal Polat
Dekor Tasarım: Mine Kaleli
Işık Tasarım: Buğra Alkan
Ses-Efekt Tasarım: Ege Topoyan
Afiş Tasarım: Alişan Kalfa
Asistan: Gizem Sevin

